Antik Kentler Rotası

 
İlk sayfalardan itibaren söylediğimiz gibi Ege'nin başkenti olarak tanımladığımız İzmir, Antik Çağda İon Kent Birliği'nin bir üyesi... Bu bölümde size İzmir ve çevresinde bulunan antik yerleşimleri tanıtıyoruz...
 

Kolophon ve Notion

Kolophon İonia'nın en eski ve en önemli kentlerinden biri idi. Kent, MÖ 7. yüzyılın sonunda ya da 6. yüzyılın başında yaşadığı bilinen İzmirli ya da bu kentin bir yerlisi olan, ozan Mimnermos'un bir şiirinde "Asya'nın büyüleyici kıyısı" üzerinde bulunan "Sevimli Kolophon" olarak geçmektedir. Mimnermos aynı zamanda kentin Neleus'un öncülüğündeki Pyloslu göçmenler tarafından kurulduğunu belirtmektedir. İzmir, özünde bir Aeol kenti idi; sonradan belki de MÖ 8. yüzyılın ilk yarısında Kolophon'dan İonialıların gelişi ile, bir İon yerleşmesi olmuştur. Kolophonlular, topraklarının verimliliği ve denizcilikteki ustalıkları nedeniyle çok varlıklıydılar. Kentlilerin zenginliği, rahat yaşam biçimini aşırı lükse dönüştürdü. Zaman zaman lüks giysili ve misk kokusu sürünmüş olan binden fazla erkek agorada gezinirdi. Antik yazarların düşüncesine göre lüks yaşam, Kolophon'un gücünü yitirmesine neden olmuştur. Buna karşın, Kolophonlular, MÖ 8. ve 7. yüzyıllarda savaşçı olarak ve özellikle binici olarak ünlü idiler. Kent, 6. yüzyılın ikinci yarısında Pers yönetimi altına girdiği zaman önemini kaybetmiştir. Onun yerine Notion'daki kıyı yerleşmesi, yani "güneydeki kent" gelişmeye başlamıştır. Kolophon'da Persler hüküm sürerken, Notion da bir süre için Atina tarafından yönetilmiştir. Kolophon, Lysimachos'un ölümünden sonra 281 yılında yeniden inşa edilmiş ve Seleukoslar ile Attalosların yönetimi altında varlığını sürdürmüştür. Bu dönem sırasında Kolophon, "Arkaik Kolophon" yani "Eski Kolophon" olarak biliniyordu. Bu ününü de yitirdikten sonra Kolophon, yaklaşık 15 km. uzaklıkta, güneydeki Notion'a çekildi. Notion bundan sonra "Yeni Kolophon" ya da "Kıyıdaki Kolophon" olarak bilinmeye başladı. Bu arada, 6. ve 7. yüzyıllarda parlak bir geçmişi olduğu bilinen Kolophon, önemini yalnızca Klaros'taki ünlü tapınak ile sürdürüyordu.

Klaros

Antik çağ İoniasının başta Apollon olmak üzere tanrılara tapınma yeri olan Klaros kutsal alanı, Ahmetbeyli köyünün hemen yanındadır… Kolophon 13 km güneydoğusunda ve Notion antik kentinin 2 km kuzeyinde bulunmaktadır. Klaros’un kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber MÖ 7. ve 6. Yüzyıl başında Kolophon’un baş tanrısı Apollon adına inşa edildiği sanılmaktadır. Dar vadide düz bir alanda bulunan Klaros’daki Apollon tapınağı, bilicilik yeri olmasından dolayı Hellenistik dönemde ve özellikle Roma çağında çok ünlüydü. Tapınağın bir tepe üzerinde inşa edilmeyip düzlükte yer almasının nedeni burada kutsal bir kaynağın ve ormanın bulunmasıdır. MS 2. yüzyılda yapıldığı sanılan kare yapılı bir tapınak girişi Propylea’dan Apollo tapınağına giden iki tarafı sütunlar ve heykellerle dolu bir yol bulunur. Propylea’da kahine danışmaya gidenlerin yazdıkları kitabeler bulunmuştur. Cella’nın üstündeki Apollon heykeli 7,5 m. yüksekliktedir. Tapınağın önünde anıtsal bir sunak bulunmaktadır. Apollon tapınağının kuzeyinde İon tarzında yeni bir tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bu tapınak Artemis’e ait olabilir. Kazıda çıkan eserler İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Buradaki ilk sistematik araştırmalar 1886 yılında C. Schuchhardt tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmalar sırasında Kolophon kenttinin lokalizasyonunu doğru olarak yapan Schuchhardt, daha sonra Kolophon ile deniz arasında kalan vadide iki tümülüs saptamış ve Notion’un yerini belirlemiştir.

Metropolis

İzmir’in 45 km. doğusunda bulunan Torbalı’nın ilk yerleşim alanı, Torbalı Ovası’nın batısında Yeniköy ile Özbey köyleri arasında bir tepe üzerinde kurulan Metropolis antik kentidir. Metropolis MÖ 3. yüzyılda Selluokos Krallığı zamanında Lyzimachos’un adamları tarafından kurulmuştur. Metropolis Ana Tanrıça kente demektir. Şehre adını veren anatanrıçaya ait (yerel adıyla Metagallezya) heykel Uyuzdere mevkiinde yapılın kazılarda bulunmuştur. Metropolis Helenistik dönemde (MÖ 1.-2. yüzyıl) gelişmiş, şehir görkemli sur duvarlarıyla çevrilmiş, savaş tanrısı Ares adına bir tapınak yapılmış, stoa ve tiyatro gibi anıtsal kamu yapıları inşa edilmiştir. Helenistik dönemin sanat açısından önemli bir merkezi olduğu bilinen Metropolis son derece kaliteli ve özgün heykeltıraşlık eserleri yaratmıştır. Roma İmparatorluk döneminde kent yamaçlardan aşağıya doğru gelişmiştir. Günümüze ulaşan kalıntılardan Atrium, Roma Evi, Zeus ve oniki tanrı tapınakları bu dönemdendir. Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan kent savaşlar yüzünden küçülmeye başlamış, surlar daralmış ve şehir kale, stoa, akropolle sınırlanmıştır. Doğal bir yamaç üzerine kurulu olan kentin tiyatrosu tamamı mermerden yapılmış olup orkestra, sahne binası, oturma yerleri ve ön kısımda bulunun soylu koltuklarından oluşur. Dışarıdan gelen önemli konuklar, din adamları ve imparatorlar için yapılan bu koltuklar Helenistik dönemin mermer işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Koltukların arkasında Zeus’un yıldırım demeti ve kalkanlı Ares kabartması vardır. Tiyatro 8 - 10 bin kişiliktir. Merdiven kenarları her biri değişik desene sahip aslan ayaklarıyla süslenmiştir. Halk arasında “Han Yıkığı” olarak adlandırılan kalıntılarda yapılan kazılarda, Roma İmparatorluk Dönemi’ne ait, görkemli bir hamam yapısı ortaya çıkarılmıştır. Yapının merkez salonunun kenarlarında özel tasarlanmış basamaklı havuzlar ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı çevresinde 2008 yılından beri sürdürülen araştırma ve kazılarda, hamamın doğusundaki düzlükte kare formlu bir spor alanı olan palaestra ortaya çıkarılmıştır. Metropolis’in spor merkezlerinden biri olan palaestranın çevresindeki sütunlu galerileri tabanlarının geometrik mozaik döşemelerle kaplandığı tespit edilmiştir. Roma hamamlarının tipik özelliklerini yansıtan hamam sıcaklık (calderium), ılıklık (tipidarium) ve soğukluktan (frigidarium) meydana gelmiştir. Hamam döşeme altındaki, bir metre yüksekliğinde olan ısıtma sistemi (hypocaust) ve duvarların içerisine yerleştirilmiş içleri boş tuğlalarla (tabuli) ısıtılmıştır.

Küçük Asyanın Başkenti Efes

Efes, Selçuk ilçesinin 3 km uzağında bulunan klasik Yunan döneminde İyonya'nın oniki şehrinden biriydi. Kuruluşu Cilalı Taş Devri MÖ 6000 yıllarına dayanır. Son yıllarda yapılan araştırmalar ve kazılarda Efes çevresindeki höyükler ve kalenin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde Tunç çağları ve Hititler’e ait yerleşimler saptanmıştır. Hititler Dönemi’nde kentin adı Apasas’tır. MÖ 1050 yıllarında Yunanistan’dan gelen göçmenlerin de yaşamaya başladığı liman kenti Efes, MÖ 560 yılında Artemis Tapınağı çevresine taşınmıştır. Bugün gezilen Efes ise, Büyük İskender’in generallerinden Lysimakhos tarafından MÖ 300 yıllarında kurulmuştur. Hellenistik ve Roma çağlarında en görkemli dönemlerini yaşayan Efes, Asya eyaletinin başkenti ve en büyük liman kenti olarak 200.000 kişilik nüfusa sahipti. Efes, antik çağdaki önemini yalnızca liman kenti olmasına borçlu değildir. Anadolu'nun eski anatanrıça (Kybele) geleneğine dayalı Artemis kültünün en büyük tapınağı Efes'te yer alır ve Efes'teki Artemis Tapınağı dünyanın yedi harikasından biri olarak kabul edilir. Antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri olan Efes, İÖ 4.bine dek giden tarihi boyunca uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli rol oynamıştır. Efes tarihi boyunca birçok kez yer değiştirdiğinden kalıntıları geniş bir alana yayılır. Yaklaşık 8 km²lik bir alana yayılan bu kalıntılar içinde kazı-restorasyon ve düzenleme çalışmaları yapılmış, ziyarete açık olan bölümlerdir. Görülmesi Gereken Efes Antik Kenti Yapıları: Magnesia Kapısı • Doğu Gymnasionu ve Devlet Agorası Hamamları • Yukarı Agora ve Bazilika • Odeon • Prytaneion - Prytaneion (Belediye Sarayı) • Domitianus Tapınağı • Pollio Çeşmesi • Memmius Anıtı • Herakles Kapısı • Kuretler Caddesi • Skolastika Hamamları • Traian Çeşmesi • Yamaç Evler • Varius Hamamları • Hadrianus Tapınağı • Umumi Tuvalet (Latrina) • Aşk Evi • Alytarkhus Stoası • Oktagon • Heroon • Mermer Cadde • Celcus Kütüphanesi • Mazeus • Mithridates Kapısı • Tetragonos Agora (Ticaret Agorası) • Mermer Cadde • Büyük Tiyatro • Liman Caddesi (Arcadiane) • Tiyatro Gymnasionu • Liman Gymnasiumu ve Hamamları • Meryem Kilisesi • Çifte Kiliseleri (Konsül Kilisesi) • Saray Yapısı • Stadyum Caddesi • Artemis Tapınağı - Vedius Gymnasiumu • Yedi Uyuyanlar • St.Jean Kilisesi • İsa Bey Camii

Selçuk Su Kemerleri

Ephesos’ta yapılan kazılar sırasında çeşitli dönemlere ait çeşmeler ile evlere su sağlayan su kanalları ortaya çıkarılmıştır. Su kaynaklarının kente uzaklığından ötürü de ilk zamanlarda su gereksinimi kuyu ve sarnıçlardan karşılanmıştır. Sonraki dönemlerde Kuşadası’nın güneyindeki Değirmendere (Kençherios) ile Keltepe’deki su kaynaklarından yararlanılmıştır. Efes’e 42,5 km. uzaklıkta bulunan bu kaynaklardan su kanallarla getirilmiştir. Bu kanallar Bülbül Dağı’nın çevresini dolaşmıştır. Bunun dışında İzmir yolu üzerindeki Pranga Suyu (Klaseas) 10 km. uzunluğundaki kayalara oyulmuş kanallar ve taş duvarlardan yapılmış terasların aracılığı ile şehre getirilmiştir. Bunun için yer yer kemerlere gereksinim duyulmuştur. Böylece sular Ayasuluk Tepesi’ne kadar ulaştırılmıştır. Günümüzde Selçuk ilçesinde Bizans döneminde yapılmış su kemerleri bulunmaktadır. Bu kemerler doğu yönünden gelerek Ayasuluk Tepesi’ne kadar uzanmaktadır. Oldukça yüksek kesme taş ve tuğladan yapılmış, yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış olan kemerler günümüze kısmen iyi bir durumda gelebilmiştir.

Saadet Hatun Hamamı

Selçuk İlçesi'nde bilinen 7 eski Türk hamamı vardır. Bu hamamlardan biri de kitabesine göre Saadet Hatun Hamamı olarak adlandırılmaktadır. Saadet Hatun'un kim olduğu kesin bilinmemekle birlikte Aydınoğulları Beyliği soyundan gelen seçkin biri olduğu düşünülmektedir. 16. yüzyıla tarihlenen hamam geleneksel Türk hamamlarının birçok özelliklerini taşır, soğuk, ılık ve sıcak olmak üzere üç bölümlüdür. Hamam, yakınındaki Efes Müzesi konferans salonu olarak kullanılan kervansaray ve Ayasuluk Mescidi ile bir külliye oluşturmakta idi.

İsa Bey Hamamı

İzmir ili Selçuk ilçesinde, Ayasuluk Kalesi ile St. John Kilisesi’nin bulunduğu tepenin yamacında bulunan bu hamam İsa Bey Camisi ile birlikte yapılmıştır. Kitabesi günümüze gelemediğinden, yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber caminin yapım kitabesine dayanılarak 1375 yılında Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Hamam kesme taş ve tuğladan yapılmış olup, klasik Türk hamamlarının özelliklerini yansıtmaktadır. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklıktan meydana gelmiştir. Bütün bu bölümler pandantifli kubbelerle örtülmüş olup, kubbe kasnaklarında stalaktitli bir friz çepeçevre dolaşmaktadır. Hamam günümüzde iyi bir durumdadır.

Klazomenai

MÖ 2000 yıllarının sonlarında Ege göçleri sonucu, Dor'ların orta Avrupa içlerinden aşağıya, Yunanistan'a inmeleri ile Yunanistan'da oturan İon'lar Anadolu'ya geçerek İzmir Körfezi'nden Mandalya Körfezi'ne kadar uzanan bölgede yerleşmişlerdir. Bu bölgeye İonia adını vermişler. İon kolonizasyonu olarak adlandırılan bu olay, zamanla yayılmış ve Smyrna (Eski İzmir) ve Phokaia(Eski Foça) Aiollerin elinden koparılıp alınmış ve birer İon kent devletine dönüştürülmüştür. Klazomenai antik kentinin kalınrıları Urla'nın İskele mahallesinde bulunmaktadır. Şu anda kazılar halen devam etmektedir. Bir kısmı Karantina Adası üzerinde bulunmaktadır. Çıkarılan önemli kalıntılardan birisi de o devirlerde kullanılan bir zeytinyağı fabrikasıdır. Arkeolojik bulgular Klazonmenai kentinde yerleşimin en geç MS 5.yy başlarına kadar devam ettiğini göstermektedir. Bizans döneminde Piskoposluk listesinde adı geçen Klazomenai kentinin bazı arkeolojik deliller ışığında eski kent arazisi içinde kalan ve günümüzde Gülbahçe olarak adlandırılan yerde bulunmaktadır. Helenistik-Roma döneminde anakara boşaltılmış ve Karantina Adası'ndaki yerleşim önem kazanmıştır. Karantina Adası'nın doğu kıyısındaki modern plajın içerisinde Helenistik-Roma dönemi villaların duvarları ve deniz içindeki temelleri gözlenebilmektedir. Adanın kuzeyindeki tepenin en yüksek noktasında bir tapınak bulunmaktadır. Bu tapınağın terasının kuzeyindeki bir yığıntıdan Arkaik dönem oturan kadın heykelciklerinin Helenistik dönem kopyaları elde edilmiştir. Karantina Adası'nda çıkarılan çeşitli arkeolojik eserlerden yerleşimin MS 5.yy'a kadar devam ettiğini göstermiştir.

Teos

Teos, Myniailer tarafından kurulmuştur. Topluluğa daha sonraları Ionlar ve Atinalılar ilave olmuşlardır. Zaman içinde zenginleşen Teos, Pers istilasına kadar bu zenginliğe devam etmiştir. Pers istilasından önce Miletoslu düşünür Thales tarafından ortaya bir fikir atılmıştı. Tüm Ion kentlerinin ortak bir güç oluşturarak, bölgenin ortasındaki Teos’a yerleşmesi şeklinde olan bu fikir kabul görmedi ve Ionlar köleliğe doğru adım attı. Priene’li Bias ise, köle olmak yerine yurtlarını terk edip Sicilya’da güçlü bir koloni kurma fikrini ortaya atmıştı. Savaştan kaçan Ionlar’ın bir kısmı Mısır topraklarına gittiler. Mısır kralı Amasis, onları iyi karşıladı ve yerleşmeleri için Naukratis kentini gösterdi. Ionlar buraya yerleşmedi fakat ibadetleri için görkemli bir tapınak inşa ettiler. Teoslular’ın da içinde bulunduğu grubun yaptığı tapınağa Hellenion ismi verildi ve Naukratis ile ticaret ilişkileri gelişti. MÖ 4. yüzyılda yeniden eski zenginliğine kavuşan Teos, Delos Birliği’ne 6 talent vergi verecek duruma gelmişti. Tüm Ionia’da olduğu gibi Teos’ta da önemli düşünürler ve şairler yetişmiştir. MÖ 6. yüzyılda yaşamış lyrik şair Anakreon ve MÖ 100 yıllarında Aristoteles kütüphanesini satın alan Apellikon birer Teos vatandaşıdır. Teos’lu kolonistlerin kurduğu Abdera kenti de, MÖ 5. yüzyılın önemli filozoflardan Protagoras ve Demokritos’un vatanı idi.

Miletos

"Miletos” dendiğinde akla ilk gelen, Ege Denizi’nin hükümdarı ve bilim ile felsefenin doğum yeri olmuş Arkaik Dönem’de denizciliğiyle parlamış büyük bir kenttir. Oysa bunların kalıntısını görmek mümkün değildir. Kuşkusuz Miletos Roma Dönemi’nde de büyük bir kentti, ama örneğin Ephesos kadar hoşnut bırakmaz görenleri. Bu duygu, Maiandros Nehri’nin taşıdığı mil yüzünden, tam bir değişim geçiren doğal çevrenin etkisiyle artmaktadır. Herodotos, Maiandros gibilerine “çalışan nehir” tanımını yakıştırmıştır. Gerçekten de Menderes, öteden beri kıyının yılda ortalama 6-10 m. ilerlemesine yol açmaktadır. Klasik Dönemde büyük bir körfezin ağzındaki bir burun üzerinde yer alan Miletos, şimdi denizden yaklaşık 8 km. içeride kalmıştır. Kötü ün kazanmış Lade Adası bugün ovanın ortasında yükselen çorak bir tepe görünümündedir. Latmos Körfezi ise Bafa Gölü’ne dönüşmüştür. Tiyatronun yukarısındaki tepede durduğunuzda, Miletos’un bir zamanlar nasıl göründüğünü anlamanız için hayal gücünüzü iyice zorlamanız gerekecektir. İonia’daki kentler içinde Homeros’un değindiği tek kent olma ayrıcalığına sahiptir Miletos. Ozana göre Miletos, Troia’da Yunanlılara karşı savaşmış, “kaba bir dil konuşan Karialıların yurdu”dur. Miletos surları Batı Anadolu’nun bu dönemdeki güvensiz ortamına tanıklık etmektedirler. Daha sonraki İon kolonistlerini Kodros oğullarından Neileus’un yönettiği söylenir. Kolonistler buraya ayak bastıklarında, yerli Karialılar ve Girit’te aynı adı taşıyan bir kasabadan göç etmiş Giritlilerin oluşturduğu bir topluluk ile karşılaşmışlardı. Herodotos’un anlattığına göre yanlarında hiç kadın getirmeyen İonlar, kentteki erkekleri öldürerek dul eşleri ile evlendiler. Bu olay üzerine, kadınlar sofraya oturmamaya ve onlara adlarıyla seslenmemeye ant içtiler. Maddi alandaki refaha, düşün alanındaki parlak başarılar eşlik ediyordu. İlk önce Thales’in adı anılmalıdır. Onun, suyu evrendeki ana madde olarak nitelediğine ve İÖ 585 yılındaki güneş tutulmasını önceden hesapladığına yukarıda değinilmişti. Kroisos ordularının geçmesi amacıyla, Thales’in Halys Nehri’nin yatağını değiştirdiği de anlatılır. Öğrendiğimize göre Thales, bir çember içine dik üçgen çizmeyi başaran ilk kişidir; bunu kutlamak için bir öküz kurban eder, yani kendine iyi bir ziyafet çeker. Düşünürün bir diğer başarısı da Mısır piramitlerinin yüksekliğini hesaplamaktır. Bunu bir insanın gölgesinin, gerçek boyuna eşitlendiği saatte piramitlerin gölgesini ölçerek gerçekleştirir. Thales’in en ünlü sözü, “Kendini bil” mesajını verir ve Delphoi’daki Apollon Tapınağı’na kazınmıştır. Çağımız insanına belki aykırı görünecek bir başka sözünde ise Thales, tanrılara üç şey için şükran duyduğunu belirtmiştir; hayvan değil insan, kadın değil erkek ve barbar değil Yunanlı olduğu için. Son kazılar Miletos’taki en erken yerleşmeyi, başka bir deyişle Yunan – öncesi döneme ait yerleşmeyi bir ölçüde aydınlatmıştır. Söz konusu yerleşmenin, bilinen ören yerinin güneybatısındaki düzlükte bulunduğu ve İÖ 1600 dolaylarına, yani Minos ve Myken Çağı’na dayandığı anlaşılmıştır. İÖ 14. yüzyılda Girit’te Minos gücü silinirken Miletos’taki yerleşme, kalınlığı 4.27 m. yi aşan masif bir duvar ile çevrelenmiştir. Kazılarda saptanan kesin yangın izlerinden anlaşıldığına göre İÖ 494 yılında Miletos, Persler tarafından tahrip edilinceye dek, Yunan öncesi yerleşme alanında yaşam sürmüştür. Ancak geniş çaplı bir temizlemeye girişilmediğinden, buranın Thales ile Hekataios’un yaşadıkları kent olup olmadığı şimdilik bilinememektedir. Kalabak Tepe 1904-1908 yılları arasında kazılmış 3.66 m. kalınlığında güçlü duvarlar ile kapıların yanı sıra konutlara ilişkin çeşitli temel kalıntıları ve küçük bir tapınak gün ışığına çıkarılmıştır.

Priene

Priene bir çok gezgin için Anadolu’nun batı kıyılarındaki antik yerleşmelerin en çekicisidir. Burada birçok ören yerinde gözünüze çarpan masif Roma yapıları ile karşılaşmazsınız. Ziyaretçi, kamusal yapılar, sokaklar ve konutlar arasında gezinirken İskender zamanına döndüğünü duyumsar. Şimdi Turunçlar Köyü’nün yanı başında bulunan ören yeri, kentin ilk kurulduğu yer değildir. Bir izine rastlanamayan eski kent, hiç kuşkusuz Maiandros’un çamurları ile örtülüdür. Strabon, Priene’nin başlangıçta kıyıda bulunduğunu, ama kendi zamanında 40 stad, yani yaklaşık 6.5 km. içeride kaldığını belirtir. Eğer bu doğru ise kıyı o dönemde şimdikinden çok daha hızlı bir şekilde ilerlemiş olmalıdır. Yeni kentin inşasına Büyük İskender’in halkı yakındaki Naulokhos limanından taşıttığı anlaşılır. Genç kral, Ephesos’ta Artemision için sunduğu öneriyi, Priene’de de Athena Tapınağı için tekrarlamıştır: Yapının masrafını karşılayacak, karşılığında ithaf hakkı kendisine verilecektir. Prieneliler, Ephesoslular kadar mağrur ve bağımsız ruhlu yada belki zengin değildiler ve öneriyi kabul ettiler. Priene’deki ilk kazılar İskender’in adını taşıyan ithaf yazıtını ortaya çıkarmıştır. Bugün Londra’daki British Museum‘da duran yazıt, alışılageldiği gibi sütunların üzerinde uzanan arkhitrava değil, tapınağın bir duvarına yerleştirilmişti. Bunun nedeni, yapının ithaf edildiği dönemde henüz arkhitrava dek erişilmemiş olmasıydı. İÖ 2. yüzyılda Priene, Pergamon Krallığı’nın yönetimi altındayken, hiç hak etmediği bir felaket ile karşılaştı. Kappadokia Kralı Ariarathes, kardeşi Orophernes tarafından tahttan uzaklaştırılmıştı. Orophernes, krallığı döneminde elindeki 400 talenti Priene’de sakladı. Ariarathes, II. Attalos’un onayıyla Priene topraklarına saldırdı. Kent halkı çareyi Roma’ya başvurmakta buldu. Parayı ellerinde tutabilecekleri konusunda büyük umutlar besliyorlardı. 400 talenti Orophernes’e geri vermek zorunda kalınca, umutlar suya düştü. Üstelik ona gösterdikleri bağlılık yüzünden, çekmedikleri kalmamıştı. 1868-69 yıllarında İngiliz kazıcılar tapınak duvarlarının bir insan boyu yükseklikte korunageldiği gözlemlemişlerdir. Ancak, sonraki yıllarda buradan taş alan köylülerin geriye bıraktıkları, temellerden pek fazla değildir.

Aphrodisias

Aphrodisias özellikle Roma çağında Aphrodithe tapınımı ile ünlenmiş bayındır bir antik kent, günümüzde ise çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli Arkeolojik yerlerinden biridir. MÖ 5000’lere kadar giden Prehistorik bir yerleşmedir. Roma İmparatorluğu döneminde gelişmiş, MÖ 1. yüzyıl ile MS 5. yüzyıllar arasında, başta heykelcilik olmak üzere önemli bir sanat merkezi haline gelmiş, Afrodit tapınağıyla ve Afrodit adına yapılan törenlerle ün salmıştır. Kent adını, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'den almıştır. Aphrodisias ismi ilk olarak MÖ 2. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Kent daha önce başka adlarla anılıyordu. Kullanılan isimler sırasıyla; Lelegonpolis, Megapolis, Ninoi, Aphrodisias, Kayra ve Geyre'dir. Tetrapylon Tapınağın hemen doğusunda ve kuzey-güney caddesi üzerinde yer alan bu anıtsal kapı İS 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Korinth nizamında yapılmış olan yapı, dört kapı anlamına gelir. Dört tarafındaki dörder sütundan oluştuğu için bu adı almıştır. Genel anlamda bu yapı Aphrodisias'lı mimar ve yontucuların salt gösteriş amacı ile yaptıkları bir anıttır. Yapıda mimari olarak çok zengin tarzların bir arada kullanıldığını görmekteyiz. Aphrodisias kentinin en önemli yapısı kuşkusuz Aphrodithe tapınağıdır. Kentlerinin Medler ve Babiller tarafından yıkılışından sonra Ninova'dan gelen Asurlular, bu gözden uzak yöreye Asur'un aşk ve güzellik tanrıçası İştar'ın kültünü de beraberinden getirdiler. Aphrodisias'da yapılan kazılarda ortaya çıkan bir kabartma üzerinde yer alan Asur kralı Ninos ve karısı Semiramis'in betimleri de bu tezi doğrulamaktadır. İşte Aphrodithe kültünün temeli de bu mezopotamya kültürüdür. Heykel okulunun yanında, heybetli mavi gökyüzüne tırmanan on dört sütunu hala ayakta olan yapı, kentin kalbinin attığı yer olan Aphrodithe tapınağıdır. İÖ 1. yüzyılda Zoilos tarafından yapımı başlatılan tapınak, İS 130 yıllarında tam olarak bitirilmiştir. İmparator Hadrian devrinde yapının etrafını çeviren kutsal duvarları eklenerek yapıya son şekli verilmiştir…



DUYUR

Kendi etkinliğinizi, mekanınızı kaydolarak sisteme ekleyebilirsiniz.
Kaydol

TAKİPTE KAL

Hiçbir etkinlikten eksik kalmayın izmirguide bültenine abone olun.

İLETİŞİME GEÇ

Soru ve önerileriniz için bize yazın.
İletişime Geç