Kordon Rotası

 
İzmir’in Özgür Karakterinin Simgesi Kordon…
Bazı kentlerde insanı izlenme duygusundan kopartan bu özgür ortam daha çok hissedilir. İzmir'e atfedilen bu özellik, aslında kentin tarihsel birikimi ve kimliğiyle doğrudan ilgili. Çünkü her kent gibi İzmir'in de yaşadığı tarihsel serüven, onu diğer kentlerden ayıran, kendine özgü kılan birikimin mayalanma biçimini yansıtmaktadır. Kentsel kimlik, kentlilerin paylaştığı ortak değerler dizgesi ve kendilerini toptan ifade etme yeterliliğine sahip unsurların bileşimi olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda söz konusu ortak paydanın yaşandığı mekanlar önem kazanmaktadır. İzmir için ise, Kordon'un özel bir yeri olduğunu söylemeye gerek yok sanırım... Kentle özdeşleşen bu tarihsel mekan, bütün İzmirlilerin her mevsim, günün bütün zamanlarında kullandığı ve yolunun geçtiği önemli bir kentsel unsur. İşte bu noktada kentsel kimlik ve tarihsel mekan ilişkisi çok net bir şekilde kendini ele veriyor. Çünkü Kordon, İzmir'i ve onun özgür karakterini açıkça ifade ediyor.
Rotanın Haritasını İndir
 

İzmir Kordonu ve Rıhtımı

1860'lı yıllara kadar İzmir'de var olan liman ve rıhtım genişleyen ticareti kaldıracak kapasiteye sahip değildi. Bu durum, gemilerin yükleme ve boşaltma işlemlerinde güçlük yarattığı gibi, kaçakçılığa da büyük çapta olanak sağladığından, gümrük gelirlerinde önemli kayıplara yol açmaktaydı. 1860'lı yıllarla birlikte demiryolu hatlarının işletmeye açılmasıyla, iç bölgeden gelen malların akışının hızlanması ve artması nedeniyle, büyük tonajlı gemilerin rahatça yanaşıp, yükleme boşaltma yapabilecekleri bir rıhtıma ihtiyaç duyulmuştur. 1867'de J. Charnaud, A. Baker ve G. Guerracino adlı İngiliz tüccarların kurdukları şirkete Rıhtım inşaatının yapım imtiyazı verilmiştir. Şirket 1869'da inşaata başladı ancak, imtiyaz kısa bir süre sonra bir Fransız firmasına devredildi. Rıhtım, gümrük önündeki 75 metrelik bir alan dışında, 1876 yılında tamamlanarak hizmete açıldı. Rıhtımın yükleme ve boşaltmadaki kolaylıkları görülünce 75 metrelik bölüm de doldurularak, 1880 yılında rıhtımın tamamı hizmete açıldı. Bundan sonra rıhtıma tramvay hattı döşenirken, denizden ve arka taraftaki bataklıklardan kazanılan değerli araziler satılarak, kentin yerleşiminde zengin ve batılı semtlerin oluşacağı alanlar da kazanılmıştı. Birinci Kordon'a döşenen tramvay hatları ile gündüzleri yolcular taşınıyordu. Geceleri ise, tramvay hattında çalışan tren katarları, Alsancak Garı'na gelen malları Birinci Kordon'dan geçirerek İzmir Limanına aktarıyordu. İngilizler, Alsancak'ta Gar'ın yapımından sonra, burada geniş araziler almaya başlamışlar, lojmanlar, depolar, tamir ve bakım atölyeleri ile pek çok müştemilat binası ile itfaiye teşkilatını yerleştirmişlerdi. Öte yandan, St. Jean kilisesi ve İngiliz hastanesini de bu yöreye inşa etmişlerdi. Ayrıca demiryolunun burada olması nedeniyle 19. yüzyılın sonlarında başlayan sanayileşme de, bu bölgede yoğunlaşmaya başlamıştı. Özellikle Alsancak'tan Bornova'ya gidiş yolu olan Darağacı Bölgesi [Bu gün Alsancak Stadının ön Caddesi], Rum amelelerin yerleşim bölgesi olmuş aynı zamanda, kentin sanayi mıntıkası haline gelmişti. Bu bölgede tamamı yabancılara ait buharlı değirmenler, sigara ve okul kağıdı fabrikası, bıçkı atölyeleri, Havagazı Fabrikası (1860), Buz Fabrikaları, Prina Fabrikası, Pamukyağı ve Makarna Fabrikası kurulmuştu. Ayrıca İngilizler dokuma sanayiinde ön saflardadır. Şark Sanayii ile İzmir Pamuklu Mensucat bunların en meşhurlarıdır. Öte yandan deri fabrikaları önemli kuruluşlardandır. Yine bu bölgede Eaux de Smyrna isimli su fabrikasını da anmamız gerekir. Ayrıca 1886 yılında Reji şirketinin tütün ve sigara fabrikası kurulmuş, öte yandan bölgenin değerli ürünleri olan üzüm ve incirin ihracında kullanılan tahta kutu imalathaneleri de Punta'ya yerleşmeye başlamıştı. Rıhtım Şirketinin denizi doldurarak oluşturduğu bölgede ve Kordon'da, yabancılar kendi yaşam alışkanlıklarını sürdürecek mekanlar yaratmışlardı. Özellikle yüksek gelir gruplarına yönelik pek çok kulüp ve dernek binası bu civardaydı. Bunlar Avrupalılar Derneği (Club Europen), Tüccarlar Derneği ve Kulübü, Avcılar Kulübü, Sporting Club ve Concert America Tiyatro salonu en görkemli yapılardı. Ayrıca, İzmir'in görkemli yapılarından birisi de Kramer Palas Oteli ile onun üst katındaki Club Hellenique idi. Artık kentin insan kitlesinde büyük farklılaşmalar oluşmuştu. Bu kitle, Kordon'da konutlar da edinmeye başlamış, Pasaport yöresinden kuzeye doğru, konut alanları yoğunlaşmıştı. Sakız'dan gelen tüccarların oturdukları ev anlamına gelen Sakız tipi mimari, yani iki katlı ve cumbalı konut mimarisi de İzmir'de yaygınlaşıyordu.

İzmir'in ünlü meyhaneleri

Bu noktada Osmanlı Devleti'nin İzmir'e bakışı ve kenti daha özel bir anlayışla yönetmesinin de rolü büyüktür. Özellikle 17. yüzyıldan itibaren İzmir'in Liman Kent konumuna kavuşması, kenti genel Osmanlı düzeni dışında özel yönetsel uygulamaların sahnesi haline getirdi. Liman ve çevresinden başlayan ve daha sonra kentin diğer semtlerinde de boy göstermeye başlayan meyhaneler, bu uygulamaların iyi bir örneğidir. Liman Kent niteliğine sahip olmadığı yıllarda sadece bir meyhanenin bulunduğu liman bölgesinde, 1649 yılına gelindiğinde 13 meyhane yer almaya başlamıştı. Verilen sayı yirmi yıl sonra yüzlerle ifade ediliyordu. Burada vurgulanması gerekli bir diğer konu da, meyhanelerin sayısal artışı yanında, niteliği ve kullanımındaki değişimdir. Çünkü yukarıda belirtilen tek meyhane zannedildiği gibi insanların gidip oturduğu ve vakit geçirdiği bir eğlence mekanı değildi. Meyhaneler daha çok üretilen şarabın kentteki Hıristiyanlara dağıtımının yapıldığı borsa işlevi görüyordu. İmparatorluk ideolojisi gereği Osmanlı Devleti için, her kentte Hıristiyan tebaa ve tüccarın ihtiyacı kadar şarap temin etmek, bir yükümlülüktü. İzmir'de bu uygulama 1620'li yıllardan başlayan bir süreçte meyhanelerin işlevi değişirken, süreklilik gösteren bir tartışma dikkat çekiciydi. Gemilerle getirilen şarabın kente girişinde cari vergilerini almak isteyen gümrükçülere, gemiciler sürekli itiraz ediyorlardı. En önemli gerekçeleri ise, yanlarındaki şarabın kendi ihtiyaçları olduğuydu. Osmanlı Devleti önce bu konuyu çözmek için tartışma konusu şarabın üzerindeki vergiyi kaldırdı ve bir ihtiyaç sınırı belirledi. Tahmin edileceği üzere daha sonra da, meyhanelerin işlevindeki köklü değişimi sağlayan düzenlemeyi yaptı; artık meyhaneler sadece şarap satışının düzenlendiği yerler değil, oturulup içki tüketilen, sohbet edilen yerler oluyordu. Hemen belirtmek gerekir ki, burada satışı legal olan tek içki şaraptır. Zannedildiği gibi rakı çok üretilen ve tüketilen bir içki olmamıştır uzun yüzyıllar boyunca. 19. yüzyıldaki hızlı yükseliş yıllarında oluştuğu var sayılan ve yeni liman tesislerinin yapımıyla yerleştiği düşünülen kimi kentsel niteliklerin kökeni de, 17. yüzyıldaki bu dönüşüm sürecinde yatmaktadır. Şarap yasağı ve meyhane kullanımı gibi Osmanlı Devleti'nin sert tutumlarının izlendiği konularda bile daha esnek bir yaklaşıma muhatap olan İzmir'in, bugünkü Kemeraltı yayının sınırladığı iç liman çevresinde yerleşen meyhane, kahvehane ve bozahaneler dizisi, kentin özgür ve esnek ortamının kanıtları olarak değerlendirilebilir. Elbette gündelik yaşamın akışı içinde, masum hareketlerin içki yasaklarına göre daha hoşgörülü bir şekilde karşılanma alışkanlığının yerleşmesi, hiç de zor olmamıştır.

Atatürk Evi ve Müzesi

İzmir Atatürk Müzesi; Atatürk Caddesi üzerinde, Gündoğdu Meydanı'nda cephesi denize bakan bir yapıdır. 1875–80 yıllarında halı tüccarı Takfor tarafından yaptırılan bu köşk, 9 Eylül 1922 tarihinde sahibi tarafından terk edilmiş ve hazinenin mülkiyetine geçmiştir. Büyük Zafer'den hemen sonra, Türk orduları yıldırım hızıyla Ege'ye doğru süzülürken Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa'da onlarla birlikte, Ege'nin yakılmış ve yıkılmış şehirlerine uğrayarak İzmir'e doğru ilerliyordu. Atatürk, Türk Ordularının İzmir'e girişinden bir gün sonra 10 Eylül 1922 de, İzmir'e gelmiş, coşkun törenlerle karşılanmış, 2 gün sonra, Göztepe'deki Muammer (Uşşaklıgil) köşküne konuk olmuştu. Bu köşk'te 29 Eylül 1922 akşamına kadar 19 gün kalan Atatürk, İzmir'e ikinci gelişi olan 27 Ocak 1923'te yine bu Köşk'te kalmıştır. Atatürk, 27 Temmuz ve 1 Ocak 1924 tarihlerindeki İzmir gezilerinde de yine Göztepe Köşkü'nde kaldı. Latife Hanım'dan boşandıktan sonra, İzmir'e gelişlerinde, İzmirliler onu Gündoğdu semtinde, deniz kıyısındaki Naim Palas'ta misafir etmeğe başladılar. Bu ev, 1860 - 1862 yıllarında yaptırılmış, bir ara otel olarak kullanılmıştı. 1927 yılında İzmir Belediyesi, evi hazineden satın alarak Atatürk'e hediye etmiş, dayayıp döşemişti. Atatürk, 11 Ekim 1925'ten sonra 7 defa İzmir'de hep bu evde kaldı, bir çok tarihi kararları bu evde verdi. Atatürk, 22 Haziran 1934'te son olarak İzmir'e geldiği zaman yine bu evde kaldı. Yanında İran Şahı Rıza Pehlevi de vardı. İki geceyi birlikte bu evde geçirerek, 24 Haziran 1934 günü Balıkesir'e gitmek üzere İzmir'den ayrıldılar. O günden sonra İzmir'e bir daha gelmemişti.

Bir kordon keyfi yaşamak

"Canın sıkıldıysa, canına bir pencere aç da etrafına bakınsın" derdi büyüklerimiz. Bir büyük penceredir Kordon, can sıkıntısına birebir iyi gelir. İzmir'e geldiğinizde lutlaka Kordon’a çıkın. Tek tek yanmaya başlayan sokak lambalarının altında, mavinin turuncuya dönüştüğü gökyüzü ve denizi yanınıza alıp yürüyün. Sahile tezgâh kurmuş bir satıcıdan birkaç tane midye alın. Korkmayın, İzmir’de midyenin kötüsüne, isteseniz de, denk gelmezsiniz. Dilerseniz sahilde duvarın üstüne oturup ayaklarınızı denize doğru sarkıtarak, dilerseniz de çimlere bağdaş kurarak birşeyler içebilirsiniz. Kordon, özellikle akşam saatleri sessiz bir arkadaş olur, sizi dinler. Denizden esen meltemin, tozunuzu uçurmasına izin verin. Akdeniz’den yükselen tuz kokusunu içinize çekin. Kordon, aynı zamanda, eğlenceli ve hareketli bir arkadaştır. Sık sık düzenlenen çim konserlerinde ünlü sanatçılar unutulmaz eserlerini seslendirirler. Eşsiz bir peyzaja sahip kordonda çeşitli sanat sergileri de düzenlenmektedir. İzmir’de olacağınız tarihlerde bu etkinlikleri takip etmeyi unutmayın. Ayrıca; ömür uzatan atmosferiyle kordon harika bir spor alanıdır. Bisikletliler için ayrılmış özel yolda, kiraladığınız bisikleti sürerek kordon turu atabileceğiniz gibi, koşu yolu olarak tasarlanan 2 kilometrelik tartan pistte günbatımına doğru koşabilirsiniz. Kordonun keyfini, yan yana sıralanmış yüzlerce mekânda yaşayabilirsiniz. Denizden beslenen meyhanelerde dostlarla keyifli bir akşam geçirebilir, güler yüzlü garsonların sizi karşıladığı kafelerde arkadaşınızla bir öğlen kahvesi için buluşabilirsiniz. Yine ister yalnız, ister kalabalık olarak gideceğiniz kordon birahanelerinde gece parıldayan sulara, eğlenen, sohbet eden, öylesine turlayan insanlara bakarak keyifli zaman geçirebilirsiniz. Dünya üzerinde size “İşte buradayım, yaşıyorum” dedirten az yer vardır. Kordona gelin, yaşayın.



DUYUR

Kendi etkinliğinizi, mekanınızı kaydolarak sisteme ekleyebilirsiniz.
Kaydol

TAKİPTE KAL

Hiçbir etkinlikten eksik kalmayın izmirguide bültenine abone olun.

İLETİŞİME GEÇ

Soru ve önerileriniz için bize yazın.
İletişime Geç